İran’da LGBTI Bireylerin Hukuki Durumu: 1951 Mülteci Sözleşmesi Bağlamında Bir Değerlendirme

Ezgi Mutlu

(Uluslararası İlişkiler Uzmanı)

ezgii.mutlu@gmail.com

İran’da LGBTI bireylerin maruz kaldığı sistematik hak ihlalleri, sadece toplumsal dışlanma ya da bireysel şiddet olayları ile sınırlı değildir. Bu durum, ceza kanunu, kolluk kuvvetlerinin uygulamaları ve sağlık sisteminin müdahaleleri gibi devletin çeşitli kademelerinde kurumsallaşmış bir baskı rejimiyle desteklenmektedir. Bu yazıda, İran’daki LGBTI bireylerin maruz kaldığı uygulamalar 1951 Mülteci Sözleşmesi çerçevesinde ele alınmakta; bireylerin uluslararası koruma talebinde bulunmalarına hukuki bir temel sunulmaktadır.

I. 1951 Mülteci Sözleşmesi ve Sosyal Grup Kriteri

1951 Mülteci Sözleşmesi’ne göre bir bireyin mülteci olarak tanınabilmesi için, beş nedenden birine dayanarak zulme uğrama riski taşıması gerekir: ırk, din, milliyet, belirli bir sosyal gruba mensubiyet veya siyasi düşünce.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), LGBTI bireyleri açık biçimde “belirli bir sosyal grup” kapsamında tanımlamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve birçok yüksek mahkeme de bu yaklaşımı benimsemiş ve LGBTI bireylerin zulüm görme riski nedeniyle mülteci statüsü kazanabileceğini kabul etmiştir.

II. İran Hukukunda LGBTI Kimliğinin Suç Haline Getirilmesi

1. Ceza Kanununda Cinsel Yönelim

İran İslam Ceza Kanunu’nun 233 ila 240. maddeleri arasında, aynı cinsiyetten bireyler arasındaki cinsel ilişki suç sayılmış ve rızaya dayalı ilişkiler için dahi ağır cezalar öngörülmüştür. Erkekler arası ilişkilerde pasif partnerler idamla cezalandırılabilirken, kadınlar arasındaki cinsel ilişkiler kırbaçla cezalandırılmaktadır.

2. İdam Vakaları ve Keyfi Uygulamalar

İran’da eşcinsel ilişki nedeniyle infaz edilen bireylere dair sayılar kesin olmamakla birlikte, 1979’dan itibaren 4.000 ila 6.000 arasında LGBTI bireyin idam edildiği öne sürülmüştür. Eleos Justice tarafından yayımlanan bir rapor ise 1979–2020 arasında 251 idamı belgeleyebilmiştir. Bu tür infazlar çoğu zaman tecavüz ya da kamu ahlakını bozma gibi daha ağır suçlamalarla gizlenmektedir.

III. Ayrımcılık ve Devlet Politikaları

1. Yasal Koruma Eksikliği

İran’da, cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığı yasaklayan herhangi bir hukuk normu bulunmamaktadır. Ayrıca aynı cinsiyetten evlilikler, evlat edinme ve birliktelikler yasaktır. Ayrımcılığa uğrayan bireylerin başvurabileceği etkili bir yargı mekanizması da mevcut değildir.

2. Trans Kimliğin Tıbbileştirilmesi ve Baskıcı “Cinsiyet Kimligi Bozukluğu” Süreci

İran’da trans kimlik “cinsiyet kimliği bozukluğu” olarak tanımlanmakta; bu durumun “tedavisi” olarak cinsiyet geçiş ameliyatı önerilmektedir. İran hükümeti cinsiyet gecis ameliyatini yasal olarak tanımakta ve maddi olarak desteklemektedir. Ancak süreç, psikolojik baskılar, aşağılayıcı uygulamalar ve kalitesiz sağlık hizmetleri ile yürütülmektedir. Bazı gey bireylerin, cezai yaptırımlardan kaçmak amacıyla istemedikleri halde cinsiyet geçiş ameliyatına zorlandığı vakalar rapor edilmiştir.

3. Dönüştürme Terapileri ve Keyfi Muamele

Kamu ve özel sağlık kuruluşlarında uygulanan sözde “dönüştürme terapileri”, elektroşok, hormon tedavileri ve psikoaktif ilaçlarla yapılmaktadır. Özellikle ergenlik çağındaki bireyler bu uygulamalara zorlanmaktadır.

Ayrıca, kolluk kuvvetleri ve ahlak polisi tarafından gerçekleştirilen baskınlar, gözaltılar ve fiziksel şiddet vakaları yaygındır.

IV. Uluslararası Koruma Kapsamında Değerlendirme

İran’daki mevcut koşullar, LGBTI bireylerin şu gerekçelerle uluslararası koruma talebinde bulunabileceklerini göstermektedir:

  • Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği nedeniyle sistematik, sürekli ve ciddi nitelikte zulüm riski altındadırlar.
  • “Belirli bir sosyal gruba mensubiyet” kriterini karşılamaktadırlar.
  • Devlet koruması etkisizdir; zira ayrımcılık, cezalandırma ve şiddet bizzat devlet aktörleri tarafından uygulanmaktadır.

İran’dan gelen LGBTI bireylerin ülkelerine geri dönmeleri halinde karşılaşacakları muamele, 1951 Mülteci Sözleşmesi’nin 33. maddesi ve ilgili uluslararası insan hakları sözleşmeleri uyarınca zulüm olarak değerlendirilebilecek ciddi hak ihlallerini içermektedir.

Sözleşmenin 51. madde yorumuna göre, her ne kadar zulüm kavramının evrensel bir tanımı bulunmasa da, yaşam ve özgürlük hakkının tehdit altında olması ve temel insan haklarının ağır şekilde ihlal edilmesi, zulüm teşkil eder. Bu değerlendirme çerçevesinde, İran’da LGBTI kimliğine sahip bireylerin maruz kalabileceği uygulamalar aşağıdaki hakların ihlaline yol açmaktadır:

  • Yaşama hakkı (zorla kaybetmeler, infazlar, ölüm tehditleri)
  • İşkence ve zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı cezalardan korunma hakkı (kırbaç cezaları, dönüştürme terapileri, zorla GRS)
  • Keyfi gözaltı ve tutuklamalardan korunma hakkı
  • Adil yargılanma hakkı (cinsel yönelim nedeniyle uydurma suçlamalarla ceza verilmesi)
  • Ayrımcılığa uğramama hakkı (toplumsal dışlanma, hizmetlere erişimde engeller)
  • Fiziksel ve ruhsal sağlık hakkı (zorlayıcı “tedavi” süreçleri, sağlık hizmetlerinden dışlanma)
  • Özel yaşam, aile yaşamı ve haberleşme özgürlüğü hakkı

Bu haklar, başta Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi, İşkenceye Karşı Sözleşme, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) olmak üzere, birçok uluslararası normda açıkça güvence altına alınmıştır.

Özellikle CEDAW’ın 19 No’lu Genel Tavsiye Kararı’nda belirtildiği üzere, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ayrımcılığın bir biçimidir ve bireyin cinsiyeti veya cinsiyet kimliği sebebiyle maruz kaldığı şiddet, yaşam, güvenlik ve özgürlük haklarının ihlalini oluşturur.

Dolayısıyla, İran’dan gelen LGBTI bireylerin ülkeye geri gönderilmeleri halinde, sistematik ve devlet destekli insan hakları ihlallerine uğrama riski taşıdıkları dikkate alındığında; her bir başvuru, bireysel olarak değerlendirilmeli, başvuranın ileri sürdüğü iddiaların maddi unsurları inanılır bulunduğu sürece, kişi 1951 Mülteci Sözleşmesi kapsamında mülteci statüsüne uygun kabul edilmelidir.

Sonuç

İran’da LGBTI bireyler, hem ceza hukuku hem de devlet uygulamaları bağlamında sistematik şekilde ayrımcılığa ve şiddete maruz kalmaktadır. Bu durum, 1951 Mülteci Sözleşmesi kapsamında zulüm olarak değerlendirilmekte ve bireylere uluslararası koruma başvurularında güçlü bir hukuki temel sunmaktadır. Devletin bizzat failliği ve koruma eksikliği, iç hukuk yollarını etkisiz kılmakta; bu da uluslararası koruma mekanizmalarını meşru ve zorunlu hale getirmektedir.

KAYNAKCA:

1951 Mülteci Sözleşmesi, Md. 1(A)(2).

UNHCR, Guidelines on International Protection No. 9: Claims to Refugee Status based on Sexual Orientation and/or Gender Identity, 2012.

Iran Islamic Penal Code (2013), Articles 233–240.

Eleos Justice & Capital Punishment Justice Project, Death Penalty for Same-Sex Acts, 2021.

ILGA World, State-Sponsored Homophobia Report, 2023.

Human Rights Watch, We Are a Buried Generation: Discrimination and Violence against LGBT People in Iran, 2010.

6Rang, 2020 Report on LGBTIQ Rights in Iran, 2020.

OutRight International, Conversion Therapy in Iran, 2021.

Birleşmiş Milletler, Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi (ICCPR), 1966.

Birleşmiş Milletler, İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme (CAT), 1984.

Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi (CEDAW), Genel Tavsiye No. 19: Kadınlara Yönelik Şiddet, 1992.

Yorum bırakın

Bu web sitesi

Tüm fikirlere saygılı olmakla birlikte; bağımsız ve tarafsız bir bilgi kaynağıdır. Temel insan hakları, hayvan hakları ve doğa konuları ise kırmızı çizgimizdir.