Kenevir Yasasında Yeni Dönem: Meclis’ten Geçen Düzenlemenin Gölgesinde Hukukun ve Bilimin Sessizliği

Düzenlemeyle birlikte, kenevir üretimi ve işlenmesi belli kurumların kontrolüne bırakılırken, bireysel üretim ve bilimsel çalışma alanları sınırlanıyor. Özellikle Sağlık Bakanlığı’na ve Cumhurbaşkanlığı’na geniş takdir yetkileri tanınması, hukuki güvenlik ilkesini ciddi biçimde zedeliyor.

Hukuki Görünüm, Siyasal Gerçeklik

TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen “Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 663 Sayılı KHK’de Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, kenevirin üretimi, işlenmesi ve kullanımıyla ilgili önemli düzenlemeler içeriyor. Ancak metnin satır aralarına dikkatlice bakıldığında, bu düzenlemenin yalnızca tarım ve sağlık politikalarına ilişkin teknik bir değişiklik olmadığını; aynı zamanda hukukun sınırlarının esnetildiği, demokratik denetimden uzak bir iradenin ürününe dönüştüğünü görmek mümkün.

Düzenlemeyle birlikte, kenevir üretimi ve işlenmesi belli kurumların kontrolüne bırakılırken, bireysel üretim ve bilimsel çalışma alanları sınırlanıyor. Özellikle Sağlık Bakanlığı’na ve Cumhurbaşkanlığı’na geniş takdir yetkileri tanınması, hukuki güvenlik ilkesini ciddi biçimde zedeliyor.

Yönetmelikle Genişletilen Yetkiler: Meclisin Yasama Yetkisine Darbe

Yeni düzenleme ile birçok önemli hususun “yönetmelikle belirlenmesine” karar verilmiş durumda. Oysa ki Anayasa’nın 7. maddesi uyarınca yasama yetkisi devredilemez. Kanunla düzenlenmesi gereken birçok temel konu —örneğin kenevirin hangi amaçla üretilebileceği, kimlere nasıl lisans verileceği, hangi koşullarda üretimin yasaklanacağı— yönetmelik yetkisine bırakılmış durumda.

Bu durum hem yetki genişliği ilkesine aykırılık teşkil ediyor hem de hukuk devleti ilkesinin altını boşaltıyor. Yönetmelikler, yargı denetimine karşı daha kırılgan olduğu gibi, toplumsal tartışmadan da kaçırılmış düzenlemelerdir. Kanun koyucu, burada açıkça siyasal sorumluluktan kaçınmaktadır.

Bilimsel Potansiyel mi, Endüstriyel Rant mı?

Kenevirin endüstriyel ve tıbbi kullanım potansiyeli, bilimsel çevreler tarafından uzun süredir dile getirilmekte. Ancak bu düzenlemenin bilimsel gelişmeyi destekleyen bir perspektiften ziyade, rant merkezli bir planlamaya zemin hazırladığı anlaşılmaktadır.

Düzenlemede, üniversitelerin veya bağımsız araştırma merkezlerinin söz hakkı neredeyse yok. Üstelik kenevirin tıbbi amaçla kullanımı konusunda uluslararası literatürden kopuk, etik ve bilimsel denetim mekanizmaları geliştirilmedn yasa çıkarılması, bu alanı da kısa vadeli ekonomik planların oyuncağı hâline getiriyor.

Muhalefetin Sessizliği, Kamuoyunun Bilgisizliği

Daha da vahimi, bu yasa teklifinin Meclis’te oldukça düşük katılımla ve kamuoyundan gizli biçimde görüşülüp kabul edilmiş olmasıdır. Muhalefet partilerinin önemli bir kısmı, bu konuda ya sessiz kaldı ya da yüzeysel eleştirilerle yetindi. Oysa mesele, yalnızca kenevir meselesi değil; hukukun işlevsizleştirilmesi ve demokratik denetim mekanizmalarının by-pass edilmesidir.

Bu yönüyle yasa, otoriterleşen rejimin “kanun yapar gibi görünme” stratejisinin yeni bir örneğidir. Parlamento’nun, yürütme organının isteklerini kanun kılığına soktuğu bir onay merciine indirgemesidir, demokrasinin yapısal çöküşüne işaret eder.

Son düzenleme göstermektedir ki artık mesele yalnızca neyin üretileceği değil; kimin hangi amaçla, hangi denetimle ve ne adına üreteceğidir. Hukukun dışına itilmiş, kamuoyundan gizlenmiş ve denetime kapatılmış her düzenleme gibi, bu da toplumsal çürümenin ve demokratik aşınmanın bir göstergesidir.

Kenevirin potansiyelinden gerçekten yararlanmak istiyorsak, önce şeffaflığı, hukuk devleti ilkesini ve kurumsal denetimi tesis etmeliyiz. Aksi hâlde, toprağımız verimli ama rejimimiz verimsiz kalmaya devam edecek.

Av. Didar GÜRSOY

av.didargursoy@gmail.com

Yorum bırakın

Bu web sitesi

Tüm fikirlere saygılı olmakla birlikte; bağımsız ve tarafsız bir bilgi kaynağıdır. Temel insan hakları, hayvan hakları ve doğa konuları ise kırmızı çizgimizdir.