Cuma Tatili Uygulamaları: Laikliğe Sessiz Bir Müdahale mi?

Av. Didar GÜRSOY

av.didargursoy@gmail.com

…çünkü laiklik, devletin dine karışmaması kadar, hiçbir dini kamu düzeni açısından öncelikli hale getirmemesini de zorunlu kılar.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin 2025-2026 güz döneminde Cuma günlerine ders konulmaması kararı, yalnızca idari bir düzenleme değil, Türkiye’nin laiklik sınavında yeni bir kırılma noktası olarak görülmelidir. Aynı dönemde Cuma gününün resmî tatil hâline getirilmesine dair girişimlerin de gündeme gelmesi, devletin din karşısındaki tarafsızlığına gölge düşürmektedir.

Bir kamu kurumu olan üniversitenin, ders programlarını doğrudan dinî ibadet saatlerine göre düzenlemesi, anayasanın laiklik ilkesini dolaylı biçimde delmektedir. Çünkü laiklik, devletin dine karışmaması kadar, hiçbir dini kamu düzeni açısından öncelikli hale getirmemesini de zorunlu kılar. Bugün “Cuma tatili” adıyla atılan küçük adımlar, yarın kamusal yaşamın tüm ritmini dinî referanslarla şekillendiren bir anlayışın habercisi olabilir.

Bu durum, yalnızca bir “ibadet kolaylığı” olarak görülmemelidir. Fiilen, kamusal alanda hâkim dinin takvimine göre yaşamı düzenlemek anlamına gelir. Böyle bir yaklaşım, farklı inanç gruplarını ya da inançsız yurttaşları dışlayıcı bir kamu düzeni yaratır. Bu da, Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesiyle doğrudan çelişir.

Eşitlik, herkesin aynı şekilde muamele görmesi değildir; benzer durumdakilere benzer, farklı durumdakilere adil davranılmasıdır. Oysa bu uygulama, yalnızca Müslüman yurttaşların ibadet ihtiyaçlarını gözetirken, diğer inançların ritüellerini tamamen görünmez kılmaktadır. Bu da, fiilen bir “dinî ayrıcalık” sistemine kapı aralar.

Üstelik bu karar, Türkiye’nin köklü üniversitelerinden birinde, üstelik bir hukuk fakültesinde alınmıştır. Hukuk fakültesi gibi bir kurumun, Anayasa’nın laiklik ilkesine aykırı sonuçlar doğurabilecek bir uygulamayı sessizce benimsemesi, üniversitenin eleştirel düşünce misyonuyla bağdaşmamaktadır.

Burada asıl sorumluluk, yükseköğretim sisteminin çatı kurumu olan Yükseköğretim Kurulu (YÖK)’e düşmektedir. YÖK, yalnızca müfredat ve kadro denetimiyle değil, üniversitelerdeki uygulamaların Anayasa’ya uygunluğunu gözetmekle de yükümlüdür. Dolayısıyla bu tür uygulamalara sessiz kalmak, YÖK’ün anayasal sınırlarını fiilen terk etmesi anlamına gelir.

Cuma gününün resmî tatil ilan edilmesi veya üniversitelerde fiilen tatil gibi uygulanması, görünürde “dindar kesimlere kolaylık” sağlarken, gerçekte laiklik ilkesini aşındırmakta ve kamusal yaşamı dinselleştirmektedir. Laik hukuk devleti, belirli bir inancı referans almadan herkesin inanç özgürlüğünü güvence altına almakla yükümlüdür.

Bugün YÖK’ün yapması gereken, bu sessiz dönüşüme seyirci kalmak değil; üniversitelerin laiklik ilkesine uygun biçimde faaliyet göstermesini güvence altına almak ve kamu kurumlarında dinî referanslı uygulamaların yaygınlaşmasına açıkça “dur” demektir.

Zira laiklik yalnızca bir anayasal madde değildir, aynı zamanda yurttaşların eşitliğini, özgürlüğünü ve kamusal alanın tarafsızlığını koruyan en temel demokratik teminattır.

Yorum bırakın

Bu web sitesi

Tüm fikirlere saygılı olmakla birlikte; bağımsız ve tarafsız bir bilgi kaynağıdır. Temel insan hakları, hayvan hakları ve doğa konuları ise kırmızı çizgimizdir.